13 Eyl 2016

MADIMAK: Yeşil Biber, Mızıka ve Kızıl Saçlar


Hazel Sevim Ünsal'ın kaleme aldığı ve bir türlü çekilemeyen Madımak faciasını konu edindiği “Yeşil Biber, Mızıka ve Kızıl Saçlar” adlı sinema filminin şarkısının kendi sesinden amatör kaydı.
www.hazelsevimunsal.com/biyografi.aspx


 MADIMAK: Yeşil Biber, Mızıka ve Kızıl Saçlar

Senarist:  Hazel Sevim Ünsal


      2 Temmuz 1993... saat 14:.00 civarında Madımak Oteli’nin öfkeli kalabalık tarafından taşlanmasıyla hikâye başlar. Aslında herkesin beynine kazınan, düşündüğünde yüreğini yakan bildik hikâye. Bu filmi belgesel anlatımından ayıran şey, otelde mahsur kalanların son 8 saatinin karikatürist Asaf Koçak’ın anılarına dayanılarak anlatılması. 

      Asaf, oradaki aydınlar arasında en muzip, en sıra dışı kişidir belki de. Çocuk gibi Kızılay’daki direklere tırmanan, klozet kapağının üzerinde soğan rendeleyen, mızıka çalarak insanları her daim neşelendirmeye çalışan, mor çorap biriktiren biri için başka ne denebilir? Asaf otelin perdeleri tutuşturulana kadar bile mızıka çalarak insanları neşelendirmeye çalışır. Bu cehennemden kurtulacaklarına olan inancı 8 saat boyunca asla tükenmez. Yine bu 8 saat boyunca sık sık geçmişine döner. Asaf, Yerköy’de fakir bir ailenin 6 çocuğundan biri olarak dünyaya gelir. Küçüklüğünden beri âşık olduğu 2 şey vardır: resim ve rüyalarındaki kızıl saçlı kız. Asaf, öğretmen okulunu bitirdikten sonra, bir süre dağ köylerinde öğretmenlik yapar. Sivas’ın bir köyünde öğretmenlik yaptığı sırada, Dino (afacan) lakabını taktığı Hayrettin’le aralarında özel bir ilişki gelişir. Öğretmenliği bırakıp Ankara’ya dönünce, Asaf ve küçük Hayrettin arasındaki bağ ne yazık ki kopar. Asaf, yıllar sonra Hayrettin’le yeniden iletişim kurup, onun ortaokulu bitirmesi için elinden geleni yapar. Fakat Hayretin’in babası oğlunun okumayıp çalışmasını, eve para göndermesini istemektedir. Sonunda babanın dediği olur. Hayrettin’le sonraki görüşme 4-5 sene sonra olacaktır. Hayrettin kız kaçırır ve Asaf’ın yanına sığınır. Asaf, Hayrettin ve sevdiği kızı günlerce misafir eder, hatta cebindeki son parayı onlara verir. Asaf, bu sıralarda Hazel ile tanışır. Hazel, tiyatro bölümünü bitirmiştir ve program metinleri yazmaktadır. Hazel, Asaf’a duygusal anlamda bir şeyler hissederken, Asaf’ın aklı çocukluğundan beri rüyalarına giren, bir gün karşısına çıkacağına inandığı kızıl saçlı kızdadır. Şenlik günleri yaklaşır. Asaf biraz da çektiği maddi sıkıntılar yüzünden şenliğe gitme kararı alır. Hiç değilse 2 gün sıcak yemek yiyebilecektir (bu ne yazık ki tamamen gerçek). Asaf, Sivas’ta, Hollanda’dan alevi kültürünü incelemeye gelen üniversite öğrencisi Carinna ile tanışır. Carinna rüyalarındaki kızdır, sadece saçları kızıl değildir. 2 gün boyunca Asaf ve Carinna arasında müthiş bir yakınlık oluşur. Asaf, Sivas’ta Dino Hayro’suyla da görüşür. Hayrettin Asaf’ın tanıdığı Dino Hayro değildir artık, farklı biridir. Derken Sivas’taki olaylar şiddetlenir ve Asaf ile arkadaşları otelde mahsur kalırlar. Yangın şiddetlendiğinde Carinna’nın saçları tutuşur. İşte o sırada Asaf Carinna’yı neden kızıl saçlı hayal ettiğini çok acı bir şekilde anlayacaktır. Otelin bitişiğindeki binaya giriş yolu keşfedilince, bir anda herkes sevince kapılır. Asaf, Carinna ve diğer birkaç sanatçı yan binaya geçmeye çalışırlarken, birkaç kişi tarafından taş ve sopalarla durdurulurlar. Aralarında Dino Hayro da vardır. Asaf yıkılır. Dino, sadece Asaf’ın geçmesine izin verir. Fakat Asaf arkadaşlarını bırakmayıp otele geri dönecektir. Sonrasında, önce Carinna ardından Asaf ölür (kendisinden genç birkaç kişiyi kurtardıktan sonra). 

      Bir iki gün sonra oteli temizleyen kişiler Asaf’ın mızıkasını bulurlar. Mızıka küçük bir çocuğun eline geçer. Aynı muziplikle mızıkayı çalıp, Asaf gibi kapı eşiklerine tırmanan bir çocuktur bu. Yeni Asaf’ların yetiştiği böylece müjdelenmiş olur. Yitirilen sadece ve sadece 33 aydının bedenidir.


    16. Yüzyılda Anadolu’da yaşayan halk ozanı Pir Sultan Abdal iktidara karşı durduğu, haksızlıklara isyan ettiği için dönemin Sivas valisi Hızır Paşa tarafından önce hapis, sonra idam cezasına çarptırılır. Ölüm cezasına çarptırıldıktan sonra renginin sarardığını söyleyen Sivas valisine “Güneş batarken sararır...” diye yanıt verdiği söylenir Pir Sultan’ın; yüzyıllar sonra adına memleketi Sivas’ta düzenlenen kültür festivali sırasında 37 güneşin daha batacağından habersiz. 

    2 Temmuz 1993. Pir Sultan Abdal’ı anma şenlikleri. Türkiye’den ve dünyadan aydınlar Sivas’ta bir araya geldi. Adı üstünde kültür festivaliydi, hoşgörüsü ve insan sevgisiyle dillere destan olmuş bir ozan adına düzenlenen... Başka ne beklenebilirdi ki? 37 insanın ölmesi beklenir miydi? Hayır. Ama oldu. 
    Aşırı dinci bir grup kin ve nefret yüklü sloganlarla Madımak’a yürürken kısa bir süre içinde güvenlik güçlerinin gruba müdahale edeceği düşünülüyordu. Bu beklenilmeyen bir tepki değildi; gericilik, tahammülsüzlük ve cehaletle ilk defa karşılaşılmıyordu. Geçecekti, grup dağılacak, az sonra Nesimi Çimen türküler söyleyecek, Metin Altıok şiirler okuyacak, Asaf Koçak bir fıkra anlatacak, Carinna Johanna’yla birlikte kahkahalarla gülecekti tüm ekip. Ama öyle olmadı, güvenlik güçleri müdahalede gecikti, ayaklanma bastırılamadı, yangın söndürülemedi. Göz göre göre, yanarak ve boğularak öldü 37 can. 
    
    Bu projeyi okuduğumda 2 Temmuz’u bir kez daha hatırladım. Kaybettiğim dostlarımı, o hazin günü. Tarihe kara bir leke olarak düşen Sivas Katliamı sanıkları beklediğimiz cezayı almadılar, pek çoğu yargılanmadı bile. Vicdanlarımızda, hafızalarımızda bu yargılama devam ediyor kuşkusuz. Madımak projesi hayata geçtiğindeyse tarihe sürülmüş bu kara leke ölümsüz bir belge olacak. Katliamın faillerine, cehalete, tahammülsüzlüğe, gericiliğe, yobazlığa verilebilecek en güzel yanıtı ve cezayı ‘Madımak’ verecek. Fransız yazar Andre Malraux’un deyişiyle “Ölüme karşı tek yanıt sanattır.” 

    Yeni Madımaklar yaşanmasın diye...